26 Kasım 2011 Cumartesi

joe sana zahmet bir caffé con leche (2003)



oyunculuk kariyerinde pek çok televizyon yapımı var Tom McCarthy'nin. fakat kendi yazdığı ve yönettiği filmler bambaşka. The Station Agent, The Visitor ve son olarak 2011 yılında Win Win filmlerinin yönetmen ve senaristi.


ilk kayıt: The Station Agent. bi kere senarist-yönetmen filmleri çoğu zaman daha özel daha derin, duyumsatıcı olur seyirci için. P.T.A. filminin senaryolarını kim yazabilirdi yoksa örneğin? bu filmde de hikayeyi sahibinden dinlemek bir artı olmuş. 'the' ön ekini tercih etmesi boşuna değil, karakterler çok tanıdık yakın izleyiciye. yanısıra özgülüğünün de ipucunu veriyor. parantez senaryosu denebilir.

Joe film boyunca bolca kahve ikram ediyor. bir kahve de kendiniz için alsanız iyi olur. film seyirciler için Olivia gibi 'kaçış'ı ifade edecek bir havada geçiyor. taşrada bir yerde acelesiz akan bir hayat. kütüphanemizde blue valentine'in Cindy'si Emily olarak duruyor. sanki kasaba Emily, Fin, Joe, Olivia'dan ibaret gibi Good to Go'daki kasiyer teyze sırf onlardan sipariş alıyor sanki.

filmi izlerken özellikle Elephant Man'e bir selam çakasım geldi. farklılığı dolayısıyla sürekli rencide edilen ötekileşen Fin'in barda tezgaha çıkıp 'bana bir bakın!' diye bağırması sıradışı doğallıkta bir isyandı. bunun yanında Fin'in dile getirdiği 'cüceliğinin onu bütün diğer dışlanmışlarla buluşturması' var. Olivia da Emily de standart yaşantılarından kopuşlarından sonra, bu kopuşun adeta vücut bulmuş hali olan Fin'le kolaylıkla ve teklifsiz yakınlık kuruyorlar. Fin ise kayıtsızlığı öğrenmiş ve kendiyle alay eden için de böyle yakınlaşanlar için de aynı yüzünü gösteriyor. durum Joe gibi saf, belki kalın kafalı bir baş belasıyla değişiyor. öyle ısrarcı ve hayat dolu ki Joe; topu görünce birden oynamaya başlamasıyla malum çocukluğunu tasdikliyor.



'tembel cüce'mizin ulaşım aracı kullanmayışı, telefonsuzluğu iletişim dünyasından fiziken kopuşunun arkaplanıyken, Olivia'da bu telefonlara çıkmamakla 'kaçış' halini resmediyor.

Erst die kleinen Dinge machen das Leben groß. meali: ilk başta küçük görünen şeylerin hayata büyük katkısı olur. doğallıktan çıkarılacak çok daha fazla şey vardır. gününüzü güzelleştirecek birkaç saat ve bir bardak kahvenizi ayırın.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

teşekkürler