20 Ekim 2012 Cumartesi

000597

ekim ayının güneşi bütün kaldırım taşlarını uykusundan uyandıracak parlaklıktaydı. bez caminin dışında her şey pastoral bir tablonun ya da insan elinin içselleştiği bir manzaranın tabii huzuru içindeydi. bez ortaköy camii silüetine nazır boğaz, ocakta fokurdayan kahve muhabbetiyle kaynıyordu. testere dişli elektrik sinyali gibi uç veren dalgalar güneş ışığını mazot yutan balıkların gereksindiği kadarıyla süzüp, sağlıklı sapsarı ışınlarını gözleri kamaştıracak şekilde yansıtıyordu. boğaz hiç kuşkuya düşürmeyecek şekilde yalancı bir temizlik maviliğiyle sabahın bu saatlerini yaşayan aylak sınıfına kur yapıyor gibiydi. 000597, aylaklığın kotardığı kaldırım taşı döşeli bu sadaka sahanlığında bütün bir gece kaybettiği vücut ısısını kazanmak için güneşin altına serilmişti. son sinekler, aymaz ve bir o kadar zayıf kanat çırpmalarıyla onu uyuz uyuz rahatsız etmese keyfine diyecek yoktu. sanki o; bir damgayla bağışlanan varlığıyla bilfiil mağrur ve kaygısızdı. yarım yamalak adımlarıyla kılavuzsuz yürüyen boş beleş tayfanın kıçlarını düzensiz bir rotasyonla bank bank gezdirdiği bu sonbahar sabahında, etraftaki sokak kedileri de uğruna kavga edilecek bir et artığının yokluğunda amaçsız ve bu yüzden sessizce pinekliyordu.

miskinliğini anlamlandıramadığı bir ıslaklık bozdu. çalıların arkasında iki nasırlı parmağın arasından kaçan su damlalarının gürültüsünü işitenceye dek, hayata dair bütün ezberleri bir süreliğine yıkıldı. eğer bu güneşin alnında yağmur yağabiliyorsa diye düşünmüştü, o da 000597 adıyla aynı zamanda vakur ve mühim bir köpek olabilirdi. insanlardan farklı olarak 5 hane düşük bir sayıyla tanımlanmasıydı. oysa devlet insanlara, onları tatmin etmeye yetecek bir şekilde, 11 haneli bir sayı lütfetmişti. sayıların sürprizlere açık doğasını düşündü. temel kuralların dışında insanları bile şaşırtan sonuçlar üretebiliyordu sayılar. insanların şaşırması esasen çok da büyütülecek bir şey de değildi. neden sonra; bu damlaların büyük bir ikilemin değil de dikkatsiz bir belediye görevlisinin işinin icabı olduğunu fark ettiğinde hayal kırıklığıyla kalkıp silkelendi. bu 11 haneli canlı, öyle bilinçsizdi ki kendini dahi sulayabilirdi. bir bitki ya da taşlı yol gibi. dolayısıyla dikkatsizliği de ayıplanacak türden sayılmazdı. saymadı.

000001 kim olabilir diye kaşındı. neden onun 1. olmaya hak kazandığı konusunda kulaklarını titretti. sonra tüm bunlar hakkında diliyle dudaklarını şöyle bir yaladı. bir önceki paragraflardaki "düşünmek", "ayıplamak" gibi faaliyetlerin 5 hane düşük bir varlık için karşılığı aslında bu eylemlerdir. yapacak farklı bir şey olmadığını patilediği için, acıkana dek öylece uzandı.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

teşekkürler