14 Şubat 2010 Pazar

Sınıf (2008)




Filmin sonunda iki terk edilmiş sınıf fotoğrafı gösteriyor bize yönetmen. Dışarıdan coşkulu çığlıklar geliyor, oyun sahasından. Okulda gördüğü hiçbir şeyi anlamlandıramayan ve hiçbir şeyi çözemediğini söyleyen bir kız öğrenci var finalde sonra.

Paris'i ziyaret ettiğimde gerçekten de bu filmdeki manzarayı gördüm. Sokaklarda ırk çeşnisi vardı. Farklı dillerde konuşuluyordu, metro işçilerinin mesai saatleri ve geçim sıkıntıları. Etnik ayrılıklar cezayir bayraklı bir siyahi metroda yürürken ayyuka çıkıyordu. Çok tatlı iki lise öğrencisi bize yol tarif ederken çok yardımseverlerdi. Anıtlar, ihtişamlı yapılar ve bir imparatorluk tarihinin içinde gezinen modern hayatın bu kalabalık oyuncuları ise bütün bir kontrast oluşturuyorlardı sanki. Yolunu şaşırmış gibi ya da koyu bir avarelikle yaşanıyordu hayat işte Paris'te.

Üniterlik, ulusallık pencerelerine sis oturmuş.

Böyle bir yerde öğretmenin tahtaya yazdığı örnekteki isim dahi yadırganabiliyor. Ali'nin ata bakmasını hiç sorgulamamış insanlar olarak anlaması güç, yorucu bir çeşitlilik bu.

Film, gelişim çağındaki çocukların sınıflarına ve hayatlarına çok doğal giriş yapıyor. bu, film olmadığını hissettiren tarz filmlerden. sanki kendi kendilerine hatıra olsun diye kameraya alınmış görüntüler bir yönetmen marifeti ve aklıyla bir kompozisyon oluşturmuşlar gibi doğal. görüntü kalitesi, renkler ayrıca hoşuma gitti. etkileyici bir film.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

teşekkürler