27 Temmuz 2012 Cuma

Enemy at the Gates (2001)

jean jacques annaud'un hem yazıp hem yönettiği 2001 yapımı film, sıradışı bir hikayeyi konu alıyor. 2. dünya savaşıyla alakalı çekilen bir dolu filmin arasında, dikkat çekici en önemli yanı da bu. filmin hemen ilk sahnesiyle beraber, muhteşem bir film beklentisi doğuruyor. tren sevkiyatı sahnesi de etkileyici. buradan cepheye geçtiğimiz anda, birden görüntü kalitesini, inandırıcılığını yitiriyor. bununla da kalmıyor, belki prodüksiyonun zayıflığından, yakım çekimlerle yetinilerek sahnenin duygusu ıskalanıyor. bütün bu savaş alanı benzetimi seyirciye basit ve yinelenen kareler eşliğinde savaş olgusunu çarpıcı bir gerçeklikle aktarmakta yetersiz kalıyor. senaryonun da oyunculukların da oldukça, beklentilerden uzak kaldığını söyleyebilirim. sovyet karşı taarruzunun şartları, kızıl ordunun hali pür melali bilindiğinden savaş sahneleri kimi dakikalarda sürükleyebilse de genel anlamda tatmin edici değildi.

filmde savaşan iki cephe de batı cephesinin klişe perspektifiyle ele alınmış. karakterler öylesine yavan ki, büyük bir trajedinin içinde eşsiz bir dram malzemesi barındırabilecek potansiyel heba edilmiş. yaygaracı kruşçev, domuz nazi subayları; epik bir hikayenin tantanası içinde kaynatılmaya çalışılmış.

annaud'la önceki  "Die Name Der Rose" (1986) filminde tanıştım. umberto eco'nun unutulmaz romanını da yine aynı yavanlıkla çekebilmişti. tabii, 1986 yılının imkanlarıyla değerlendirebilme lüksüm yok, fakat bunun imkandan daha farklı bir mesele olduğuna da inanıyorum. 

jude law'ın performansı dahi yetersiz. imdb'den 7.5 almış fakat, benim oyum 4.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

teşekkürler