27 Temmuz 2012 Cuma

Road to Perdition (2002)

sam mendes bir senaryoya ruh katabilen bir yönetmen. özgeçmişinde "american beauty" gibi bir başyapıt da bulunuyor, ki bu bir yönetmenin kariyeri için tek başına yeterli. 34 yaşında bu başyapıtı çektikten 3 yıl sonra, "road to perdition" ile ikinci sinema filmini yönetmiş. 

iyi bir drama oyuncusu olan tom hanks 90ların sonunda cephelerde gözükmeye başlamıştı. "saving private ryan" ve "band of brothers" gibi büyüleyici yapımlarda rol aldıktan sonra, bu kez onu karanlık tarafta elinde silahla izliyoruz. fakat tom hanks silahı tuttuğunda, aksiyon filmlerindeki aktörler gibi sıradanlaşmıyor. karakterin iç dünyasını, senaryo içinde bir nesne değil özne olarak yaşayabilmesini sağlıyor.



sam mendes'in kadrajında bir dram, tutku, aşk ve aksiyon şairane bir ahenk ve güçlü çağrışımlarla, izleyici için derin bir ifade sunuyor. filmini izleyenlerin gözleri dalıyor... bu dalgınlık anlarında perdedeki hikayede artık gözlemci rolünden sıyrılıp, izleyicinin adeta duygulanımla içselleştirmesi, sahneye dalmasını sağlıyor. "revolutionary road", "away we go" filmleri de ha keza. bir an yıpranan bir birlikteğin bitkinliğini veya beklentili bir arayışın serencamını seyirciye doğrudan duyurabiliyor.

michael sullivan; bazılarının dediği gibi ortalama bir insandır, bazılarına göreyse içinde iyiliğe dair hiçbir şey olmayan biri. kendisi için baba figürü teşkil eden john rooney'e duyduğu sadakat ve sebatla onun tetikçilik işlerini yapar sullivan. bu esnada yine rooney'nin yardımıyla aile kurabilir. donuk, ifadesiz, otoriter bir babadır; fakat katı ve kötü değil. rooney'nin de ailesine dahil hissettiği sullivan ve ailesinin ilişkilerini ve filmin diğer karakterlerini tanıdığımız giriş bölümünde, 1930'ların amerika'sında dolaştığımızı hissederiz. bu yine en sıradan haliyle, gazete dağıdan bir bisikletçi çocukla şehri gezerek sağlanmışsa da başarıyla altından kalkılmış diye düşünüyorum. bu arada jude law (harlen maguire), paul newman (john rooney) üstün başarı göstermişken tyler hoechlin (michael sullivan jr.) ile öne çıkmış. oyunculuklar da gayet başarılı yani.

senaryosu bir çizgiromanın üzerine kurulu ve basit bir hikaye. fakat sam mendes'in yukarıda övdüğüm sahneleme becerisi, hikayenin sıradanlığını aşıyor. "sadece katillerin olduğu ve bir tek cennete gidemeyeceklerinden emin olabilecekleri" mafyöz karakterlerin dolaştığı karanlık sokaklarda, paul newman'la adamlarının sullivan'la buluştukları sahne çok lezzetli. 


sam mendes'in dinletisi, 1930lar amerikası üvertürü, bir mafya senfonisi ve bir balladla sona eriyor. sahneler ve yönetmenlik çok başarılı, film müzikleri ayrıca görüntüye olağanüstü eşlik ediyor. izlerseniz üzülmezsiniz.

bu arada film sinematografi oscarı almış ve bu başarıda görüntü yönetmen conrad l. hall'ın baş mimar olduğu da pek çok kez zikredilmiş. american beauty'de de imzası olan hall bu filmden sonra vefat ettiği için, road to perdition ona adanmış. iyi seyirler.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

teşekkürler