14 Ekim 2012 Pazar

fazla mesai dost usandırır

-off çok yoruluyorum. her gün mesaiye kalıyorum, öyle böyle çalışmıyorum. sömürüyorlar olum bizi... sen naptın? bi iş bulsana kendine artık

-napim ya... inanmazsın, ben de yoruluyorum. üstelik çalışsam bu kadar yorulmazdım. 

-napıyosun ki olum, bütün hafta yatış...

burası böyle bir dünya. herkes yaptığı işe müthiş bir ehemmiyet verir. tabi, o da sıra lafa geldiğinde. yoksa hiçbir işin düzgün yapıldığına rastlanılmaz. misal, ben çalışmayan bir insan olarak bütün vaktimi bu işgüzarlığı tespite ayırabilirim. kaldırım taşlarının asimetrisi ve zemine oturmaması en büyük derdim. boş beleş değil miyim? en sık yaptığım şey yürümek... halbuki yürü yürüyebilirsen. fark ettim ki; işsizler tam olarak bu kaldırım mühendislerinin işgüzarlığından bakımsız görünüyorlar. rue la'listiklal'i iki defa yürüdüm üstüm başım toz içinde. 

misal arkadaşım, sen ne iş yapıyorsun? telefon mu bakıyosun? ben arayınca 10 dakikadan evvel açılmıyor, açıldığında "-size başka bir konuda yardımcı olabilir miyim?" diyorsun. sanki boşluğuma yumruk yemiş gibi katlanıyorum minnetten. sonra diyafram nefesiyle toparlanıyorum. yahu hangi konuda yardımcı olmuştun da diğer gündem maddesine geçiyoruz? 

farz-ı misal, sen işe alım süreçlerindesin, arıyorsun çağırıyorsun beni. ulan, basbayağı işte randevu veriyorsun ismimin sonuna bey, hanım takıları muntazaman geliyor. karşına oturunca "-aa askerliği yapmamışız, aa yüksek lisans yapıyormuşuz" güzel kardeşim, senin yaptığını ben evde muhabbet kuşuna yaptırıyorum. mat mobilyalar döşenmiş bir ofiste, pekala yerini idare edebilir. lakin parlak olmamalı mobilyalar ve tümden aynasız bir çalışma ortamı. zira kendi yansımasını görünce, muhabbet kuşları insanlardan daha dışavurumcudur. bu narsizmin doruğu sayılabilir, her yansımasını becermeye kalkar bizimkisi. 

sıkıldığımdan ötürü burada bırakıyorum. tolstoy muyum ben, varlıklı ailemin kırsaldaki topraklarında inzivada dev eserler vereyim? bu kadar işte..


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

teşekkürler