Yakup Kadri çoğumuzun Yaban romanıyla ortaokul zamanında tanıştığımız bir meşrutiyet/cumhuriyet dönemi aydını. 1909'da Fecr-i Ati topluluğunun ilk toplantısında boy gösterir, 1913'te Bir Serecam'ı yayımlanır. 20'li yaşlarında Schopenhauer, Nietzsche gibi bireyci filozofların etkisindedir. 1916 yılından itibaren bireycilikten toplumculuğa yönelir.
1921'de kurtuluş savaşı ankara'sına çağrılmasıyla, sosyal gerçekçi yapıtlarını besleyecek ortamı bulur. meclisin II. döneminde mardin vekilliği yapmıştır. ki bu meclisin, ilk dönemden farklı olarak, daha sekter bir yapıda olduğunu da anektot düşeyim.
türkiye devrimini merkezinden gözlemlemesi ve bizatihi aktif olarak sürece eşlik etmesi, Hüküm Gecesi, Sodom ve Gomore ve diğer sözkonusu yapıtlarını şekillendirecek metayı sunar. 1930'lu yıllarda türkiye'nin devletçi, toplumcu bir ideolojiye yönelmesinin teorik altyapısını kuran kadro dergisinin kurucuları arasındadır. sonra diplomatlık vazifesiyle ülkeden uzaklaştırılır. çünkü bu görevlendirme, Atatürk'ün yurtta yükselen kadro muhalefeti ve fikir değişikliği karşısında onları azletmekle aynı anlamdadır. kaynağından uzaklaşınca Yakup Kadri'nin edebi muhayyilesi kurur ve sonraki eserleri monografik içeriktedir.
Birinci Kısım
kurtuluş savaşı'nın orta yerinde, istanbul'dan Nazif ve Selma ankara'ya yola koyulur. bu yolculukla, anadolu'nun viran, bakımsız halini, kurak imkanlarını teşhir eder. banka muamelat şefir Nazif Bey ve Selma'nın bu göçü, yabancı işgali altındaki istanbul'un bir zindan gibi gelmesine bağlanıyor. ve Nazif Bey'in önce olarak gidişini, Selma'nın göçü takip ediyor. Selma bu bursa, izmir'den mürekkep anadolu tecrübesinden idealize ettiği anadolu pitoreskiyle tezat gerçekleri tarafından çarpılıyor. Nazif'in bu sarp ve noksan şartlar içindeki yaşayışı ve onu kucaklayışı, ona duyduğu aşkı kuvvetlendiriyor.
yolculuğun duraklarında, vasıta ve han/otel bulma güçlüğü terk edilmiş çoraklığından sonra devrimin kalbine geldiklerinde, bütün mücadelenin haricinde gibi farkındalığını bir sır gibi çıplak dağların altına gömmüş vaziyette yaşayan ankara ahalisiyle karşılaşırlar. istanbul'un bütün alafranga adetlerine ve sosyal hayatına karşın burada yavanın da ötesinde bir ödev gibi yaşanmaktadır. din sosyal yaşama egemen, kadının varlığı müphem ve bu anadoluluğa komşu, göçenlerin oluşturduğu münzevi hayatlar.
her ilde meydana gelen savaş zenginlerinden biri sungurluzade ömer efendi'nin evinde kiracı kalırlar. ömer efendi'nin annesi ve iki eşi, aynı avluyu paylaşırlar. Selma'nın bu anadolu kadınıyla görüşmeleri işlenir. dedikoduyu seven, kısıtlanmışlıkları kadar meraklı karakterlerde tasvir edilirler.
Nazif'le Selma, eski yaşantılarına büyük bir özlem duyarlarken, bu özlemlerini vekil tanıdıkları Murat Bey ve ailesinin çiftliğini ziyaretlerle gidermeye çalışırlar. Murat bey, eşi, kızkardeşi ve annesiyle bir çiftlikle kalır. münzevi bir konaklama yeridir, ankara yerlisinden uzakta ve doğanın içinde. Murat bey babayani, gösterişsiz, vakur bir arkadaştır. kadınlarsa Selma'yla ankara'da hemen hemen aynı güçlüklerden muzdariptir. binbaşı Hakkı beyle burada tanışırlar. Selma bir kez daha binbaşı Hakkı bey'in kudretli, savaşkan görüntüsünden etkilenmiş ve amazon kıyafetleri içinde onunla ortak etkinlikler yapmaya başlamıştır.
bu esnada atatürk'ün konağının yakınına geldiklerinde Selma, istemsiz bir saygıyla ve huzurla dolar. dünyanın konuştuğu adamın tevazu içindeki yaşayışı, onun ankara'da çektiği güçlükleri hiçe sayar. varlığı, kutsal, tanrısal bir şeydir. uzaktan seçebildiği kutsi gölgeler acaba onun mudur? cumhuriyet dönemi eserlerinde atatürk'ün Allahlaştırılmasına burada da şahit oluruz. o tabiatıyla ilerleyen sayfalarda da pek çok kere bambaşka, insanüstü, yunan tanrıları gibi kusursuz hatlarıyla tasvir edilir.
yunan orduları ankara'nın taşra bölgelerine dek sokulduğunda, buradan daha doğu illere göçler başlar. bu esnada Nazif de kaygılıdır. Selma bu süreçte hasta bakıcı olarak cephe arkasında görev alır. burada kendini mücadelenin içinde ve işe yarar hisseder. bu onda, şimdiye dek hissettiği boşluğun yakıcılığını teskin edici bir etki yaratır. tüm alafranga yaşayış adetleri ve ankara'da düştüğü yavanlık ve yabanlık, ancak bu olaydan sonra değişik bir hüviyet kazanır. Selma, mücadeleye atılınca, anadolu'yu özümser, onunla tanışır. Nazif'in büyüyen kaygıları ve kaçmak isteği, ilişkilerini zayıflatır. Selma, bu savaş döneminde daha kuvvetli bir adam, bir savaş kahramanı binbaşı Hakkı beye aşık olmuştur. ankara yerlisiyse top seslerini neredeyse hemen sıradan bir olay gibi içselleştirmiştir. bir can korkusu ifadesinden çok, kayıtsız görünürler.
Hakkı bey, radikal bir milliyetçidir. istanbul'dakileri, batı medeniyetini lanetler. kuşatmayı püskürtmeye uğraşan bir savaşçıdır. bunun yanında, alafranga adetlerinden, kıyafetinden ve adab-ı muaşeretinden geri kalmaz. istanbul'da yabancı subaylarla dans eden türk kızları en büyük utanç kaynağıdır.
Nazif'i ankara'ya getiren, istanbul'u zindan eden sadece yabancı orduların şehirdeki varlığıdır belki de. milli hislerle gelmemiş olduğunu herhalde bu kaçma isteği ortaya koyar.
II. bölümde savaş kazanılmış, sakarya savaşı'ndan dönüşte heybetli Hakkı bey'i görüp sırılsıklam vurulan Selma hanım evlenmiş ve cumhuriyet ankara'da kendini tesis etmeye çabalamaktadır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
teşekkürler