25 Eylül 2012 Salı

Amores Perros (2000)















Alejandro Gonzáles Iñárritu 37 yaşında çektiği ilk uzun metrajlı filminde epey ses getirmişti. bu ilk filmini, 21 Grams ve Babel gibi diğer ses getiren yapımlar takip etti. meksika'nın Oscar'a aday gösterdiği 10 isminden biri. bu üç filmde de senaryo kısmında Guillermo Arriaga'yı görüyoruz.

birbirini çok iyi tamamlayan, üçüncü dünya ülkesinin kanunsuzluğu, kaosu ve paramparça insan hikayelerini etkileyici bir şekilde bir senaryoda derleme becerisi Arriaga'ya aitse, Iñárritu'nun Meksika'sı de bir o kadar keşmekeş duygusunu veriyor. karanlık, pis ve yılankavi ara sokaklarda, barakalarda geçen hikayelere; görece iyi halli reklam dünyasının maykajlı sefaleti eşlik ediyor... tüm bu hikayenin etrafında dolaşan sıradışı bir figür var, el chivo. 


filmin süre olarak uzun tutulduğu, ritmin film bütünlüğünü bozucu nitelikte aksadığını söyleyebilirim. latin amerika sinemasında gözlemlediğim soluk ekran rengi ve genel itibarla steril holywood ve kuzey avrupa filmlerine tezat bir görüntü biraz seyri zorluyor benim açımdan. holywood yapımlarını sevdiğim için değil. fakat bu latin yönetmenlerin bakış açısına çok mahkum hissettiriyor, sanki mavi-yeşil bir jelatinin ardından bakıyormuşum gibi hissediyorum. gerçekliği, doğallığı zedeleyen bir unsur bence. 

ayrıca, Iñárritu ve Arriaga'nın her üç filmde de aynı non-lineer öykü tekniğini kullanmaları biraz tekdüzeleştiriyor. oyunculuklar güzel. Gael Garcia, Goya Toledo özellikle başarılı performanslar sergilemişler.

***SPOILER***

octavio ve susanna'nın hikayesi - yoksul bir hayat süren, kasiyerlik işinin yanında kanun dışı işler de yaparak hayatını döndüren ramiro'nun hanesindeki ilişkinin, hazırlıksız sahip oldukları çocuk olduğu kulağımıza çalınıyor. bunun dışında, ramiro'nun karakteri de bazı anlaşmazlıklara zemin hazırlıyor. octavio filmde en romantik karakter. genç, duygusal, gözü pek ve nihayet aldatılacak bir adam. cofi'nin akıbetinin öngörülebilirliği filmi biraz sıkıcılaştırıyor. octavio'nun ısrarcı tutkuları ve susanna'nın kaderci, mahkumiyetçi karakterinin çarpışması.

daniel ve valeria'nın hikayesi - daniel'in ailesiyle sorunu ne belirsiz. beyaz yaka, iki çocuğu ve geniş konağıyla kalburüstü bir hayat sürüyor. eşi ona sadaketle tutkuyla bağlı. valeria'yla da bir o kadar safiyane bir hayat sürüyorlar. daniel'in geri dönmeyişi bunun sırf sorumluluktan kaçışla ilgisi olmadığını gösteriyor. öyleyse daniel'in derdi ne? aşkın mantıksız doğası mı? valeria'nın hayatında şaşalı magazinel dünyanın riya ve vefasızlığını izliyoruz.

el chivo ve maru'nun hikayesi - hikayenin son bölümünde derviş mi ayyaş mı belli olmayan adamımızın gizem perdesi aralanıyor. hikayesini dinledikten sonra, bir tetikçilik işi alıyor. bu karakterde, toplumsal amaçlanın bireysel refahın önüne geçemeyeceğini öğreniyoruz, bir yenilen psikolojisiyle. kaderciliği bıraktığı an, tanrının onu bulanık görmesi takdirine karşı çıkıp, süitleri giyinip traş olduğu an. sokak köpekleriyle; bu kanlı, rekabetçi dünya arasına çektiği setti cofi deldiğinde yitikliğinden vaz geçiyor. cofi'yi atmıyor, onunla özdeşleştiriyor kendini belki. saldırmayı öğrenmiş, sadık bir dost.

***SPOILER***

Susana: Eğer tanrıyı güldürmek istiyorsan, ona planlarından bahset...
El Chivo: Bir zamanlar, annen ve seninle beraber olmaktan daha önemli şeyler olduğunu düşünürdüm. Dünyayı düzeltmek ve sonra seninle paylaşmak istedim. Başarısız oldum, gördüğün gibi. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

teşekkürler