Hikayemizin diğer ayağına dönelim. Arkeoloji günümüz Çin'i için de politik bir önem arz edecek şekilde tarihi gerçekliği araştırmaktadır. Arkeologlar el yapımı eşyalara bakarak, medeniyetin nasıl geliştiğini açıklamak ister. Konfüçyus'un perspektifinden bir grup hayvanın nasıl sivilleşerek insanlar halini aldığını aktardık. Bu gelişim Konfüçyanlara göre liderlerin motivasyonuyla ortaya çıktı. Arkeoloji farklı bir yoldan, tarihi altını kazıyarak keşfeder.
Çin'de arkeoloji 1920'lerde gerçek manada başladı. Buna vesile olan da aslında bir jeolog olan Gunnar Andersson adında bir İsveçliydi. Çok önemli iki keşif yaptı. Biri Beijing yakınlarında bulunan birtakım fosillerdi, ki bunlar günümüzde Pekin İnsanı, homo erectus olarak biliniyor. Diğer bir keşfiyse Neolithic kültürün, Yangshao'nun keşfiydi. Fakat Gunnar Andersson Yangshao'ya baktığında, onun MÖ 2500 yıllarına ait olduğunu söylemişti. Böylece vardığı sonuç, Çin'de Neolithic Çağ'ın çok geç başladığı olmuştu. Buna bağlı olarak, pek çok insanı kızdıran bir soruyu ortaya atmıştı: Çin medeniyeti de sanılan uzun Çin tarihinde gelişen değil de dışarıdan taşınan bir medeniyet olabilir miydi? Bir Çin'li olsaydınız bu soruya bakıp, size çok doğru gelmediğini söylerdiniz. Gerçekte de doğru değildi.
Hikayeye bundan 500.000 yıl öncesine ait Pekin İnsanı'yla başlayabiliriz. Homo erectus, Pekin İnsanı, bir avcı-toplayıcı, mağarada yaşayan Kuzey Çin'de bulunan bir insandı. Taş aletler kullanan, keçi yiyen ve bugün Çin'in doğusunda ve belki hiçbir yerinde bulunmasa da fil de yiyen bir insandı.
Pekin İnsanının kemikleri 1941 Kasım'ında güvenle saklanmak üzere bir müfrezeyle iskeleye gönderildi. Burada kayboldu ve bir daha bulunamadı.
Sonraki bölüm...
"Arkeoloji 40.000 yıl öncesinden hikayeyi sürdürür. Homo sapienler bugünkü Çin'de yaşamaktadır. Afrikadan Göç tezine göre, ilk göç dalgaları başarısız oldu ve hayatta kalamadılar..."
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
teşekkürler